Üç yaşında İbrahim ve atı, İstanbul'dan Kudüs'e doğru bir maceraya çıkıyorlar! Yolda birbirlerine güvenmeyi ve hiç pes etmemeyi öğreniyorlar. Zorluklarla karşılaşıyorlar ama arkadaşlığın ne kadar önemli olduğunu keşfediyorlar. Sonunda yolculuklarını bitirdiklerinde, hem birbirlerini hem de dünyayı daha iyi tanımış oluyorlar!
Evvel zaman içinde, İstanbul'un kalabalık şehrinde, İbrahim adında neşeli küçük bir çocuk yaşarmış. O 3 yaşındaymış, kahverengi dalgalı saçları varmış ve hep en sevdiği mavi kıyafetlerini giyermiş. İbrahim çok enerjikmiş ve maceraları çok severmiş.
İbrahim'in çok özel bir arkadaşı varmış, Umut adında beyaz bir at. Umut çok güçlü, mutlu ve hep yeni bir maceraya hazır olurmuş. İbrahim, Umut'un yelesini taramayı ve ona bütün hayallerini anlatmayı çok severmiş.
Bir gün İbrahim, Umut'a demiş ki, 'İstanbul'dan Kudüs'e gitmek istiyorum!' Umut da 'iiiiii' diye sevinçle kişnemiş, gözleri parlamış. Yolculuk uzun olacakmış ama onlar hazırmış!
Maceraları ertesi sabah erkenden başlamış. Güneş yeni doğuyormuş, gökyüzünü güzel renklerle boyamış ve onlar İstanbul'u geride bırakmışlar. İbrahim, Umut'un üstünde oturuyormuş, kalbi heyecanla dolmuş.
Yolculuk ederken, yuvarlanan tepeler ve parıldayan nehirlerle karşılaşmışlar. Bazen yol düzmüş, bazen de taşlıymış ama Umut cesurca İbrahim'i taşımış.
Bir öğleden sonra, gökyüzünde bir fırtına toplanmış. Gökyüzü kararmış ve yağmur yağmaya başlamış. İbrahim korkmuş ama Umut sakin ve güçlü kalmış, onları güvenli bir mağaraya götürmüş.
Mağaranın içinde, İbrahim ve Umut birbirlerine sokulmuşlar, fırtınanın geçmesini beklemişler. İbrahim, Umut'a ne kadar güvendiğini ve arkadaşının gücüne ne kadar minnettar olduğunu anlamış.
Ertesi gün, en büyük zorluklarıyla karşılaşmışlar: dik, kayalık bir dağ. Yol dar ve kıvrımlıymış ve İbrahim geçemeyeceklerinden endişelenmiş.
Umut, İbrahim'in korktuğunu anlamış ve onu nazikçe dürtmüş. İbrahim derin bir nefes almış ve Umut'a tamamen güvenmiş. Birlikte, dikkatlice dağa tırmanmışlar, her adımda biraz daha ilerlemişler.
Sonunda, zirveye ulaşmışlar! Oradan, Kudüs'ü uzakta görebiliyorlarmış, güneşin altında parlak bir şekilde ışıldıyormuş. İbrahim sevinçle bağırmış, Umut da mutlu mutlu kişnemiş, kalpleri neşeyle dolmuş.
Kudüs'e doğru inerken, İbrahim yolculuğun onu değiştirdiğini fark etmiş. Güvenmenin, hiç pes etmemenin ve arkadaşlığın gücünün ne kadar önemli olduğunu öğrenmiş.
Kudüs'e vardıklarında, İbrahim ve Umut gülümsemeler ve alkışlarla karşılanmışlar. Sadece İstanbul'dan Kudüs'e değil, kalplerinin de yolculuğunu tamamlamışlar. O günden sonra İbrahim, arkadaşlarına güvenmeyi ve yol ne kadar zor görünse de asla pes etmemeyi hep hatırlamış.
Story Summary
Evvel zaman içinde, İstanbul'un kalabalık şehrinde, İbrahim adında neşeli küçük bir çocuk yaşarmış. O 3 yaşındaymış, kahverengi dalgalı saçları varmış ve hep en sevdiği mavi kıyafetlerini giyermiş. İbrahim çok enerjikmiş ve maceraları çok severmiş.
İbrahim'in çok özel bir arkadaşı varmış, Umut adında beyaz bir at. Umut çok güçlü, mutlu ve hep yeni bir maceraya hazır olurmuş. İbrahim, Umut'un yelesini taramayı ve ona bütün hayallerini anlatmayı çok severmiş.
Bir gün İbrahim, Umut'a demiş ki, 'İstanbul'dan Kudüs'e gitmek istiyorum!' Umut da 'iiiiii' diye sevinçle kişnemiş, gözleri parlamış. Yolculuk uzun olacakmış ama onlar hazırmış!
Maceraları ertesi sabah erkenden başlamış. Güneş yeni doğuyormuş, gökyüzünü güzel renklerle boyamış ve onlar İstanbul'u geride bırakmışlar. İbrahim, Umut'un üstünde oturuyormuş, kalbi heyecanla dolmuş.
Yolculuk ederken, yuvarlanan tepeler ve parıldayan nehirlerle karşılaşmışlar. Bazen yol düzmüş, bazen de taşlıymış ama Umut cesurca İbrahim'i taşımış.
Bir öğleden sonra, gökyüzünde bir fırtına toplanmış. Gökyüzü kararmış ve yağmur yağmaya başlamış. İbrahim korkmuş ama Umut sakin ve güçlü kalmış, onları güvenli bir mağaraya götürmüş.
Mağaranın içinde, İbrahim ve Umut birbirlerine sokulmuşlar, fırtınanın geçmesini beklemişler. İbrahim, Umut'a ne kadar güvendiğini ve arkadaşının gücüne ne kadar minnettar olduğunu anlamış.
Ertesi gün, en büyük zorluklarıyla karşılaşmışlar: dik, kayalık bir dağ. Yol dar ve kıvrımlıymış ve İbrahim geçemeyeceklerinden endişelenmiş.
Umut, İbrahim'in korktuğunu anlamış ve onu nazikçe dürtmüş. İbrahim derin bir nefes almış ve Umut'a tamamen güvenmiş. Birlikte, dikkatlice dağa tırmanmışlar, her adımda biraz daha ilerlemişler.
Sonunda, zirveye ulaşmışlar! Oradan, Kudüs'ü uzakta görebiliyorlarmış, güneşin altında parlak bir şekilde ışıldıyormuş. İbrahim sevinçle bağırmış, Umut da mutlu mutlu kişnemiş, kalpleri neşeyle dolmuş.
Kudüs'e doğru inerken, İbrahim yolculuğun onu değiştirdiğini fark etmiş. Güvenmenin, hiç pes etmemenin ve arkadaşlığın gücünün ne kadar önemli olduğunu öğrenmiş.
Kudüs'e vardıklarında, İbrahim ve Umut gülümsemeler ve alkışlarla karşılanmışlar. Sadece İstanbul'dan Kudüs'e değil, kalplerinin de yolculuğunu tamamlamışlar. O günden sonra İbrahim, arkadaşlarına güvenmeyi ve yol ne kadar zor görünse de asla pes etmemeyi hep hatırlamış.












